Tarih boyunca insanlık bu dünyadaki yaptıkları ile bunların Allah’ın ruhani dünyalarındaki sonuçları arasındaki ilişkinin doğasını merak etmiştir. Bu konu hakkında farklı inanç ve kültürlerde çeşitli yaklaşımlar olsa da en çok bilinen açıklama klasik dini metinlerde olandır; dünyada erdemli bir hayat yaşayanların ödüllendirildiği bir cennet ve doğru yoldan sapmışların cezalandırıldığı bir ölüler dünyası… Bütün bu açıklamalar tarih boyunca dünyanın her köşesinde insanların varoluş amaçlarını düşünmelerine, aşağı doğalarının kötü yönlendirmelerine karşı direnç göstermelerine ve ruhani bir yaşamın gerekliliği üzerinde tefekkür etmelerine vesile olmuştur.
Aslında ceza ve ödül ruhun yaşamının her aşamasında vardır çünkü bunlar, adaletin üzerine inşa edildiği iki temel sütundur ve tüm diğer dinlerde olduğu gibi Bahai Dini’nde de insanın bu dünyada yaptığı iyiliklerin ödüllendirileceğine, kötülüklerin ise cezalandırılacağına inanılır. Bununla birlikte Bahai öğretileri cennetin ve cehennemin varlığını teyit ederken bunların fiziksel mekânlar olmayıp ruhun mükemmelliğe doğru sonsuz yolculuğunu vurgulayan kavramlar olduğunu ifade eder. Yani cennet ve cehennem esas itibarı ile hem bu dünyadaki hem de öbür dünyadaki bir var olma hâlidir.
Ölümden sonraki ödüllendirme ve ceza, maddesel bir varlık olmayan ruhun yapısına uygun, yani ruhani ödül ve ruhani ceza şeklindedir. Bu ödül ya da ceza, insanın dünyada yaptıklarının sonuçlarına dair ruhun elde edeceği bir farkındalık veya bilinç hâli olarak anlaşılmalıdır. Bu bilinç hâlinde ödül, Allah’a yakınlık ve O’nun sevgisine kavuşmaktır. Ceza ise Allah’tan uzaklık ve yaptığımız kötülükler nedeniyle kendimize ve diğer insanlara verdiğimiz zarara dair yaşayacağımız şiddetli bir pişmanlık duygusu olarak anlaşılabilir. Artık bu dünyadan ayrılmış olduğumuz için yaptığımız kötülüklerin yol açtığı zararları telafi etme imkânımız olmayacağı için ruhumuz bu durum dolayısıyla büyük bir pişmanlık yaşayarak acı çekecektir.
Aslında ceza ve ödül ruhun yaşamının her aşamasında vardır çünkü bunlar, adaletin üzerine inşa edildiği iki temel sütundur ve tüm diğer dinlerde olduğu gibi Bahai Dini’nde de insanın bu dünyada yaptığı iyiliklerin ödüllendirileceğine, kötülüklerin ise cezalandırılacağına inanılır. Bununla birlikte Bahai öğretileri cennetin ve cehennemin varlığını teyit ederken bunların fiziksel mekânlar olmayıp ruhun mükemmelliğe doğru sonsuz yolculuğunu vurgulayan kavramlar olduğunu ifade eder. Yani cennet ve cehennem esas itibarı ile hem bu dünyadaki hem de öbür dünyadaki bir var olma hâlidir.
Ölümden sonraki ödüllendirme ve ceza, maddesel bir varlık olmayan ruhun yapısına uygun, yani ruhani ödül ve ruhani ceza şeklindedir. Bu ödül ya da ceza, insanın dünyada yaptıklarının sonuçlarına dair ruhun elde edeceği bir farkındalık veya bilinç hâli olarak anlaşılmalıdır. Bu bilinç hâlinde ödül, Allah’a yakınlık ve O’nun sevgisine kavuşmaktır. Ceza ise Allah’tan uzaklık ve yaptığımız kötülükler nedeniyle kendimize ve diğer insanlara verdiğimiz zarara dair yaşayacağımız şiddetli bir pişmanlık duygusu olarak anlaşılabilir. Artık bu dünyadan ayrılmış olduğumuz için yaptığımız kötülüklerin yol açtığı zararları telafi etme imkânımız olmayacağı için ruhumuz bu durum dolayısıyla büyük bir pişmanlık yaşayarak acı çekecektir.