Bahai İnancı’na göre bireyin yaşamı, gebe kalma sırasında ruh embriyo ile birleştiği zaman başlar. Maddi âlemdeki ölüm gerçekleştiğinde her biri kendi aslına geri döner; beden toprak dünyasına, ruh ise Allah’ın ruhani dünyalarına…
Hz. Abdülbaha şöyle buyurmuştur: “Bedenin ölmesiyle beraber ruhun da öldüğüne hükmetmek kafesin kırılmasıyla içindeki kuşun da öldüğüne hükmetmeye benzer. Kafesin kırılması kuşun umurunda mı? Beden kafes, ruh ise onun içindeki kuş gibidir… Kafes kırılacak olursa, kuş mevcut ve kararlıdır; hatta bu takdirde onun duyguları artar, anlayışı çoğalır, daha ziyade ferahlanır…”
Bahailer reenkarnasyona inanmazlar ve Bahai yazılarına göre ruh beden ile bağını kopardıktan sonra mükemmelliğe doğru sonsuza dek sürecek bir yolculukta ilerlemeye devam eder.
“Bu dünya ile öbür dünya arasındaki fark, rahim âlemi ile bu âlem arasındaki fark gibidir” diye buyurmuştur Hz. Bahaullah. Nasıl ki ana rahmi insanın ilk fiziksel gelişimi için ortam sağlıyorsa dünya yaşamı da aynı şekilde ruhlarımızın ölümden sonra devam edeceği yolculukta ihtiyaç duyacağı ruhani nitelikleri ve kapasiteleri geliştirdiğimiz alandır.
Bu bağlamda bakıldığında ölüm korkulacak bir şey değildir. Hz. Bahaullah ruhtan “müjde” olarak bahseder. Şöyle buyurmuştur: “Sen Benim padişahlığımsın; padişahlığım batmaz: Niçin batarım diye korkuyorsun? Sen Benim ışığımsın; ışığım sönmez: Neden sönerim diye üzülüyorsun? Sen Benim güzelliğimsin: Güzelliğim solmaz. Sen Benim gömleğimsin: Gömleğim eskimez.”